Dinin ortaya koyduğu ilk kural:
Herkes bunun “oku” emri olduğunu söyler. Halbuki topluma ilk verilen ödev, “yetimlerin kerimleştirilmesi ve yoksulların iş güç sahibi yapıp ekmek kazandırılması”dır.
İslam dini zaman içerisinde içi boşaltılmış tüm toplum için olmazsa olmaz ödevleri anlamsız hale getirilmiştir. Birileri de bu içi boş kavramları kullanarak beyinleri yıkayıp topluma zararlı canavarlar yaratabilmektedirler. Onun için toplumsal sorumluluk duyan herkes, gerçek dini öğrenip din düzenbazlarının karşısına gerçek din ile çıkmalıdır. Yani:
Bozulmuş dine karşı gerçek din!
KENZ
“Kenz”, lügatta “Define, hazine, yeraltında saklı kalmış değerli eşya; para veya altın” demektir.
Terimsel olarak ise “Üretime, istihdama, ticarete katılmayan bankada, yastık altında, kasada tutulan havaic-i asliye fazlası her türlü değer; para, altın, gümüş, döviz, mal, mülk” demektir.
Havâici asliye (zorunlu ihtiyaçlar):
Havaici asliye, “Bir kimsenin ömür boyu içinde oturacağı evi, evinin eşyası, kışlık yazlık giyeceği, çalışma ortamı için gerekli aletler, binit ve borçlarından sonra bir senelik geçimini sağlayacak mali imkân” demektir. Binit ve mesken orta değerde olup lüks ve lükse kaçmayacak ölçüde olmalıdır.
Rabbimiz, tedavülde olması gereken değerlerin tümünün, ihtiyaç fazlası olanlarının infak edilmesini emretmiş, kenz edip infakta bulunmayanların de dünya ve ahirette cezalarını çekeceği ihtarında bulunmuştur.
Ve Allah yolunda malınızı harcayın, kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve iyileştirin-güzelleştirin. Şüphesiz Allah, iyileştirenleri-güzelleştirenleri sever. (87/2, Bakara; 195)
Ey iman etmiş kişiler! Şüphesiz, hahamlardan, rahiplerden birçoğu kesinlikle insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Ve altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayan kimseler, hemen onlara acıklı bir azabı müjdele!
O gün, biriktirdikleri altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak: “İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi, şimdi tadın şu biriktirmiş olduğunuz şeyleri!”(113/9, Tevbe/34-35)
Sana aklı karıştıran/örten şeylerden ve şans oyunlarından soruyorlar. De ki: “Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat dünya ve âhirette günahları, menfaatlerinden daha büyüktür.” Yine sana neyi Allah yolunda harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan fazlasını harcayın.” Allah, iyiden iyiye düşünürsünüz diye âyetlerini işte böyle sizin için ortaya koyuyor. Sana yetimlerden de soruyorlar. De ki: Onlar için, “iyileştirme”, en iyisidir. Eğer onlara karışırsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyla iyileştiriciyi birbirinden ayırt eder. Eğer Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Şüphesiz Allah en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır. (87/2, Bakara/219-220)
Bazıları zekâtı verilmiş malın stoklanmasının “kenz” olmayacağını ileri sürmüşlerdir. Bu görüş, bakara; 177’den açıkça anlaşıldığı üzere doğru bir görüş değildir.
Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz “iyi adamlık” değildir. Ama “iyi adamlar”, Allah'a, Âhiret Günü'ne/Son Gün'e, meleklere, Kitab'a, peygamberlere inanan; malını akrabalara, yetimlere, miskinlere, yolcuya ve dilenenlere ve özgürlüğü olmayanlara, Allah'a/mala/vermeye sevgisi olmasına rağmen verenve salâtı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturan-ayakta tutan],zekâtı/vergiyi veren kimselerdir. Ve de sözleştiklerinde, sözlerini tastamam yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden kimselerdir. İşte onlar, özü-sözü doğru olanlardır. Ve işte onlar, Allah'ın koruması altına girmiş kişilerin ta kendileridir. (87/2, Bakara/177)
Görüldüğü gibi bu âyette (altı çizili olarak gösterildi) zekât ve malın harcanması; infak ayrı ayrı yer almıştır. Müslümanların işe, aşa, istihdama, istihsala ihtiyaçları varken servet; altın, gümüş, döviz, nakit biriktirip; ikinci, üçüncü evler, yazlıklar edinip tedavülde olması gereken değerlerin atıl bırakılması Müslümanlıkla bağdaşmaz. Müslümanlar, “tekâsür (çoğaltma yarışı)” yapıp kapitalizm dinine mensup kimselerle birlikte dünyayı cehenneme çevireceklerine, çok çalışıp çok kazanıp hayırlarda yarışarak hem dünyayı cennete çevirebilirler hem de ahirette “mukarrebun”dan olabilirler.
Ve sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak kim iman eder ve düzeltmeye yönelik işleri yaparsa, işte onlar; kendileri için yaptıklarına karşı kat kat karşılık olanlardır. Ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe/ 37)
Onlar, kendilerini hayırlarda koşturalım diye, kendilerine maldan ve oğullardan bir şeyler vermekte olduğumuzu mu sanıyorlar? Tam tersi, işin farkına varamıyorlar.
Şüphesiz Rablerine duydukları derin hayranlık ve saygı sonucu O'ndan uzaklaşma korkusundan tir tir titreyen şu kimseler, Rablerinin âyetlerine inanan kimseler, Rablerine ortak tanımayan kimseler, şüphesiz kendileri, Rablerine dönecekler diye verdiklerini kalpleri ürpererek veren kimseler; işte onlar, iyiliklerde yarışanlardır ve iyilikler için önde gidenlerdir.
Ve Biz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile; kapasitesi dışındaki bir şeyle yükümlü tutmayız. Nezdimizde de hakkı konuşan bir kitap vardır ve onlar, haksızlığa uğratılmazlar. (Mü’minun/56-62)
Şüphesiz şu dünyadaki basit hayat, ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve Allah'ın koruması altına girerseniz, Allah size ödüllerinizi verir, sizden mallarınızı da istemez. Eğer Allah, sizden mallarınızı isteyip de sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz. Sizin kinlerinizi de çıkarırdı.
İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. Öyleyken sizden kimileri cimrilik ediyor. Ve kim cimrilik ederse, artık kendi benliğinden cimrilik ediyordur. Ve Allah zengindir, siz ise fakirlersiniz. Eğer siz yüz çevirirseniz, Allah yerinize sizden başka bir toplum getirir. Sonra onlar, sizin benzerleriniz olmazlar. (Muhammed/36-38)
Allah'a ve Elçisi'ne inanın. Sizi, kendisine sonradan sahip yaptığı şeylerden harcayın. Artık sizden, inanan ve harcayan kimseler; kendileri için çok büyük karşılık vardır.
Size ne oldu da, Elçi sizi Rabbinize inanmanız için davet ettiği hâlde Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa O, –eğer siz inananlar iseniz– sizden inanacağınıza kesin söz almıştı.
Allah, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetleri indirendir. Ve şüphesiz Allah, size çok şefkatli, çok merhametlidir.
Göklerin ve yerin son sahipliği Allah'ın olmasına rağmen neden siz Allah yolunda harcamıyorsunuz? Sizden, fetihten önce harcayan ve savaşan kimse eşit olmaz. Onlar, derece bakımından, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşan kimselerden daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de “en güzel”i vaat etmiştir. Ve Allah yaptıklarınıza haberdardır.
Kimdir o, Allah'a güzel bir ödünç verecek olan kişi ki Allah da onun için kat kat artırsın! Onun için şerefli bir ödül de vardır. (94/57, Hadîd/7-11)
*Kira, toprak veya malın sağladığı bir kazanç, faiz de, mal veya aktife dönüştürülme potansiyeli olan sermayenin sağladığı bir gelirdir. Kiraya veren de kiraya verdiği tarihten itibaren emeksiz bir kazanç elde ediyor. Dolayısıyla birbirinden farkı yoktur” gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
Dolayısıyla, ihtiyaç fazlası ev, arazi, işyeri vs. edinip bundan kira geliri sağlamak açıkça Kenz ve Riba kokusu yaymaktadır.
HAKKI YILMAZ
ALINTIDIR